Yabancı Diziler ve Şiddet


Selam Okuyucu,
Selam Kardeşcan,  

Bugün şu yabancı dizi furyasına biraz girmek istedim kardeşim. Biliyorum uzun süredir bir şeyler yazamadım. Aslında yazdım ama onlar pek senin okuyacağın şeyler olmadı. Bu yüzden özrümü mazur gör çok da üstüme gelme.

anlatankisi.blogspot.com.tr 

Gelelim hasbihâlimize; Son yıllarda oldukça çok yabancı dizi seyrettim, biliyorsun. Hatta çoğu zaman seni bu yüzden ihmal ettim. Kızma kardeşcan olur mu? Bu arada evet, hala da seyrediyorum. Çoğu zaman senin gibi ben de içleniyorum. Bizim dizilere nazaran adamlar neler yapıyor diye?!..

Peki neden? 
Televizyon dizilerine lanet eden insanların çoğu neden bir anda yabancı dizi hayranı oldular? 
İşte bu soru aklıma düşünce seninle paylaşayım dedim. Çünkü düşününce pek sistematik geldi bu gidişat.

Evet, bende senin gibi kendi tv dizilerimizden epey rahatsızım. Oyunculuklardan tut hikayelerine.. 
Her şeyine.. 
Ve bu açığı sadece biz değil sistem de görmüş olacak ki bizi kazanmak için kollarını sıvayıp işe koyulmuşlar.. Baktılar ki biz saçma dizilerden dolayı televizyona, internete ara verip kendimize döneceğiz, belki sohbet edeceğiz ya da kitap okuyacağız hemen bir çözüm üretme çabasına girdiler. Ve bu düşünce onları "Madem bu dizileri yalan ve yapay buluyorlar, o zaman onlara istediklerini verelim. Kaliteli yapıtlar, film tadında diziler yapalım." düşüncesine itmiş.
Şimdi birçok diziyi seyrederken mutlu oluyoruz, gün oluyor tek sezonu bir günde bitiriyor ve bununla gurur duyuyoruz. 
Fakat fotoğrafa dışarıdan bakınca tıpkı o saçma dizileri izleyenler gibi bizler de bir ekranın karşısına dikilip zaman öldürüyor, evimizde yalnızlaşıyor ve sadece izliyoruz be kardeşim.
Düşünsene şu ana kadar yabancı dizi izlerken geçirdiğin zaman dilimini?
Halbuki bu zaman diliminde neler yapmazdın ki? Birlikte neler yapmazdık ki?

Şu an yabancı dizi izleyen çok ama çok ciddi bir kesim var. Bu doğru. Doğru olan bir şey daha var. Sistem yeni kitlesel mesajlarını da bize bu yollarla aktarıyor görüşündeyim. Ya öyle bakma, Stv’de ki dizilerde bile mesajlar varmış Vikings’de mi olmayacak?
Bak, ayrıca bu mesajları bir yığın örnek verip yazabilirim buraya. Mesela boşanan kadının kendi ayakları üzerinde durması hikayesi. Tüketimi arttırdığı için kapitalizmin desteklediği hikayelerin başında geliyor. 
Ama benim en çok dikkatimi çeken ve artık neredeyse kör göze parmak derecesine sokulan şey; Şiddet!

Şimdi gel birlikte en popüler, en çok izlenen dizilere bakalım; Game of thrones, Hannibal, Spartacus, Vikings, Walking Dead, Utopia, Dexter, Daredevil, Flash, Luke Cage, Gotham, Westworld vs… Bu üç noktaların yerine daha yüzlerce dizi ismi yazılabilir.

Aslında sadece yabancı dizilerle değil, belgeseller, çizgi filmler, sinema filmleri, kompozisyon ya da resim yarışmaları da bu temanın etrafında ilerliyor. Fakat bugün detay vermek istediğim şey zaman çağında olduğumuzu da düşünürsek şu yabancı diziler.

Peki, bu yapıtlar birer sanat ürünüyse neden bu kadar şiddet ön planda?

Dünya tarihine baktığımızda genellikle savaş görmüş kitleleri etkilemek için sanatta vahşice denemeler olmuş. Köpeğin ölümünü izlettiren bir sergi, tek gösterimlik ve sonu ölümle biten performanslar ya da hayatın, yaşamın anlamsızlığını ortaya çıkaran bağımsız replikler, küçücük bir nesneyle kocaman hikayeler vs…

Şimdi neden kardeşcan?
Bu kadar şiddeti ortaya çıkaran, ya tek başına bir fikri ya da kocaman orduyla bir koltuğu elde etmeye çalışan hikayeler neden gözümüze sokuluyor?

Diğer yandan bu şiddet teması bilinçaltımızda normalleşirken biz de neler değişiyor?
Her akşam haberlerde ölüm, vahşet, cinnet haberleri görürken yemeğimizi bırakıyor muyuz sinirden?
Hayır!
Bizim düşüncemizde olmadığı için ölümlerini istiyor muyuz? Ya da elimize fırsat geçince vahşice öldürüyor muyuz?
Evet!
Kurtlar Vadisinde "racon kesmiyorum kafa kesiyorum" repliğinden sonra Işid'in yaptığı ne kadar etkiler seni? 

Maalesef kardeşim bize dayatılan bu “şiddet” mevzusu sonuçlarını almaya başladı!
Kanaatimce bu artık haddini aşmış bir zorbalık!

Şimdi netflix, history, hbo bana dönüp; “Dostum senin yüzünden stratejimizi değiştirmek zorunda kaldık. Kimse izlemiyor bizi!” demeyecek. Zaten ben de izlemeyin demiyorum ki zaten diyemem. Fakat bu yapıtların senin içsesini yok etmesine izin verme!

Şiddet kötüdür, fenadır, günahtır, yasaktır... Hangisine inanıyor veya yaşıyorsan onu unutma!

İdam gelsin diyen 11 yaşındaki kız çocuğuna bak, ilkokulda izbarço yapan çocuklara bak ve sonra onları bu izlediğin dizilerdeki vahşetin içinde hayal et! 

Başka sorum yok,
Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar kardeşim..

Bir Can: Ercan Yılmaz, Bir Meslek: Tiyatro

Bugün okuduğum bir haberle yıkıldım.

Sonra da aynı sorumsuzlukları çok gördüğüm ve yaşadığım için epey sinirlendim. Ama epey..

Haber şudur ki; "Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi'nde dün gösteri öncesi sahne ışıklarını ayarlamak için çıktığı tavanın çökmesi sonucu yaklaşık 10 metre yüksekten koltukların üzerine düşerek ağır yaralanan ve tedavi altına alınan oyuncu 18 yaşındaki Ercan Yılmaz kurtarılamadı."

*Işıklar içinde uyu, Ercan Yılmaz.*


Kahrolmadın mı sende? Üzülmedin mi? Üzüldün işte oğlum. Sinirin bozuldu. Yalan mı?
Peki, bu konuyu sosyal medyada paylaşıp yine görmezden mi gelelim? Ne yapalım da bir şeyler düzelmesi için bir adım olsun?

Bir şey diyeceğim şimdi, doktor olmak, avukat olmak vs. ne olursa olsun bir şey olmak için önce eğitim, sonra resmi izin ve arkasından iş geliyorsa bu ülkede, tiyatro için de aynı süreçler neden geçerli olmasın?

*Neden tiyatro okulundan mezun olanlar için "Sanatçı Kimliği" verilmiyor. Kimlik ne yapacak deme, ciddi bir atılım olur, bu da ayrı bir mevzu da neyse..

Bakın, şuan ki durumu göz önüne alırsak olmaması gereken nasıl işler var gözlemimce bir kaçını yazayım..
  • Herhangi bir pedagoji, psikoloji ya da sosyoloji bilmeden gişesi için oturup yazılan oyunlar oynanıyor. Ve buna kimsenin sesi de çıkmıyor. Özellikle de çocuk oyunları bu konuda başı çekiyor. Çocukların oyunlardan sorna aldığı zararlar hiç bir şekilde tedavi edilemiyor.
  • Yine bir denetleme vs. olmadığından bir görüşü savunan oyunlar yapılıyor. Milliyetçilik ve din temelli oyunlar da burada başı çeken oyunlar arasında.
  • Hadi diyelim önceden yazılmış güzel bir metnin telifini aldı ya da telifi geçmiş bir metni aldı ve sahneye koyacak. Estetik kaygısı ya da oyun kaygısı yerine seyirci ve para kaygısıyla yapılan işler ortaya çıkıyor. Dur diyen yok, üstüne üstlük oldukça seyirci bulabiliyorlar. Bu durum da ister istemez bir çok sansarı bu işe ortak ediyor. 
  • Özellikle belediyelerin tiyatro ekipleri ya da belediyelerin satın aldığı oyunlar kesinlikle ama kesinlikle bilirkişi tarafından onaylanmalı. İtfaiye müdürlüğünden Kültür müdürlüğüne getirilen ABC kişisi tarafından değil. 
  • Bir sürü amatör tiyatro topluluğu var. Ve bunların içerisinde gerçekten işin her şeyini öğrenme içgüdüsüyle ilerleyenler var. Bu oldukça güzel ve doğru bir oluşum. Fakat tiyatrodan bir haber olanları da var. İşte bunları görmezden gelmek de kendi kalemize golden başka bir şey olmuyor. 
  • Ve gelelim bugünkü haber de eksik olan duruma; Teknik! Bu konu konservatuvarlarda da öğretilmiyor. Bu gerçekten ayrı bir iş dalı. Fakat bizim toplumumuzda televizyon çalışmazsa iki vurup fişi çekip geri takacağımızdan "zehir gibi gençler var" denilip halledilmeye çalışılıyor olması. Ayrıca bu konuyla ilgili tiyatro sahnelerinde yetkililerin olmasına rağmen tiyatro elzem geldiği için yapmak istememeleri de bu işin ayrı bir sorumsuzluğunu ortaya koyuyor.
Ve daha neler neler yazılabilir bu başlıklara.
Bu sene içerisinde kaçıncı sahne kazası bu?
Peki, alınan tedbir?
- Yok!
Bu durumdan mesul olan yetkililere caydırıcı bir ceza?       
- Yok!

Oyunculuğu mesleği olarak seçmiş ve okulunu okumuş, eğitimini almış kişilerin şuan iş bulamama durumunu göz önüne alırsak aslında çok basit bir kaç düzenleme ile olası birçok şeyin önüne geçilebileceğini de düşünebiliriz.
......
Belki..
........
Neler olabilir bu düzenlemeler;
  • Herkesin tiyatro yapma isteği, hevesi olabilir. Bu kişiler, tıpkı avukatlar için Barolar Birliği gibi Oyuncular Birliği tarafından en az bir kişinin gözetiminde ve maddi çıkar gözetmeksizin devlet desteğiyle tiyatro yapabilmeliler. 
  • Yazılan, uyarlanan her metin onaylanmış bir metin olmalıdır. Fakat burada iş sansür vs. değil estetik, içerik ve oynanabilirlik anlamında denetlenmelidir. 
  • Ekiplerin teknik personelleri kesinlikle eğitimli olmalıdırlar. 
  • Tiyatro içinde kim varsa sigortalı olmalıdır. 
  • Belediyeler çocuk, yetişkin oyunlar almalı ama bu oyunları incelemek için Oyuncular Birliği'nden uzman kişilerle görüşülmelidir. 
  • Mezun olan her oyuncu Oyuncular Birliği'ne katılmış olur ve Oyuncular Birliği bu kişilere iş bulmak, yol göstermek ve projesiyle gelenlere destek olmak zorunda olmalıdır. 
Ve daha neler neler yazılabilir bu başlıklara.
Bakın eğer bu konuya bir resmiyet kazandırılmazsa bende yarın ismimin başına doktor, avukat, hakim, öğretmen ünvanlarını sırayla dizeceğim.. Demedi demeyin..
Ne güzel konuşuyorum değil mi bol keseden?
Diyeceksiniz ki, ülkede tiyatronun her şeyi yerli yerinde bir bunlar eksik. Evet, belki de daha büyük düzenlemelere ihtiyaç vardır. Ben saçmalamışımdır. Olsun bu da benim gözlemim..
Ya da daha da büyütüp; "Ülkede her şey tamam bir tiyatromuz da sıkıntı var." düşünceniz de olabilir. Ama işte o zaman yanılırsınız. Tiyatro'nun bir önem sırası mı var? Ya da zamanı mı var?
- Hayır.

Velhasıl deveye soracaklarmış da, deveyi bulamamışlar. Bulsalar da devenin cevabı hazırmış:

Bir Kahraman: Samwise Gamgee, Bir Alegori: Smêgol nâm-ı diğer Gollum..


Selam Hobbitler,

Anlatı şu ki; her yeniden aklıma geldiğinde göz göre göre hakkı yenilen Samwise Gamgee'nin durumunun içime dert oluşu!

Serüven boyunca Sam'in duruşu, yaptıkları, söyledikleri öykünün kilit adamı olduğunu gösterirken hala herkesin Frodo'yu el üstünde tutup Sam'i hiç düşünmemesi, Gandalf'ın onu (Frodo'yu) ölüme gönderdim deyip üzülürken Sam'i hiç ağzına almaması, sürekli tek umutlarının Frodo olduğunu söylemeleri, dert açmaktan başka bir şey yapmadığı halde gördüklerinde "Frodo, Frodo" diye tezahürat tutmaları, arka planda Frodo'ya gülümseyen Sam'i kimsenin dikkate almaması sinirimi zıplatan nedenlerden bazıları..




 Samwise Gamgee'yi oldukça doğru giyen; Sean Astin..

Adam, sorunlu ve dirayetsiz Frodo'yu tüm bir serüven boyunca ne olursa olsun hiç bırakmıyor. Üstüne üstlük sözünü tutuyor ve koruyor da. Hikayenin sözünü tutan ender kahramanlarından biri. Şıpsevdi kahramanlardan daha doğru bir kişi en azından. Kim onlar demeyin biliyorsunuz onları. Kalbinde biri varken hooop başka birine mavi boncuk veren yoldaşlardan bahsediyorum. Yüzüğü görünce popişlerini kaybedenlere diyecek bir şey yok. Onlar zaten kayıptalar.. Mesela Gollum.. Yani özünde Smêagol.


İnsandaki zayıflığın sevimli simgesi; "Gollum"

Kim bu peki?


Sméagol, bir cins Hobbit. Ta ki doğum gününde kuzeni yüzüğü bulana kadar. Yüzüğü gördüğü andan itibaren büyüsüne kapılır. Ve onun en değerlisi, kıymetlissssi olur. Hatta onu kaybetmemek için önce kuzeni Deagol’u öldürür. Sonrasında da köyünden ayrılıp tek başına mağaralarda yaşamaya başlar. Peki bir şeye bu kadar çok değer verince ne oluyor Smêgol'a; önce yalnızlaşıyor sonra da onu kaybetmemek için aklını yitiriyor, içindeki kötüyü ortaya çıkarıyor ve onunla birlikte yaşamaya başlıyor. Hobbitlikten çıkıyor ve o artık bir Hobbit değil, konuşurken çıkardığı yutkunma sesi yüzünden ismi artık Gollum’dur. Bir bakıma insanlığın nefsine yenik düşmesini simgelediği için de içten içe kendimize yakın gördüğümüz, sevimli bulduğumuz kahramandır.

Çünkü yüzüğün peşinde olan diğer kötülere rağmen bunun zararı kendisinedir. İyi ki de vardır. "Olmasaydı olmazdık" dedirtir. Yalan değil. Çünkü o son an geldiğinde, Frodo o kadar yol boynundaki zincirde taşıdığı yüzüğü çıkarıp ateşe atacağına, nefsine yenilir ve yüzüğü parmağına geçiriverir. Yüzükten vazgeçemez. Yüzük için hayatından zaten vazgeçmiş olan Gollum’un saldırısı olmasa, Frodo yüzükten hiç kurtulamayacaktır. Böyelikle insanlar da savaşı kaybedecek belki de hepimiz bir ork olarak kalacaktık. Gollum'un da hakkını vermek gerek. Onun savaşı en zoru; Kendiyle!


Sam'e gelirsek yeniden, cüssesine göre öyle bir cesareti var ki diğer kahramanların hiçbiriyle kıyaslanamaz.  Bütün kahramanlar "Allahını seven defansa gelsin!" modundayken, bizimki Cirith Ungol kulesine tek başına tırmanıp Sahgrat ile savaşıyor ve Gorbarg'ı öldürüyor. Arkasından da dostu Frodo'yu kurtarıyor zaten. İşte tam da orada "Adam daha ne yapsın?" diyoruz.


Daha bir sürü şey yazılabilir bu konuyla ilgili, günümüzde yaşayan Frodo'larla, Sam'lerle karşılaştırılabilir, örnek gösterilebilir. Hele ki anlatılanlar aslında günümüzün bir alegorisi gibi işlense de benim derdim kıssadan hisse yapmak olmadığından öyle bir karşılaştırmaya girmeyeceğim. Normalde yaparım ama bu kez değil. En azından ben Samwise Gamgee'nin hakkını vereyim de içim rahat olsun.

Vel hasıl serüvenin sonunda "Yüzüklerin Efendisi Frodo Baggins" yazsa da cenazene Sam geleceği için "Gönüllerin Efendisi" de Samwise Gamgee'dir argideş..

Oh be!
Söyledim sonunda
Şimdi sigara sarabilirim.

Google Adsense